Ülkemizde modern tıp öğretiminin başlangıcı sayılan 14 Mart 1827 tarihinde kurulmuş olan Tıbhane-i Amire ve daha sonra aynı bina içinde açılan Cerrahhane-i Amire okulları birleştirilmesiyle ve 1839 yılında Sultan II. Mahmut tarafından Galatasaray'da açılan Mekteb-i-Tıbbiyye-i Şahane'de
![]() |
| İlk Adli Tıp Müessesesi ve Meclisi Binası (1917) Sultanahmet |
Tıbb-ı Kanuni (Adli Tıp) dersleri ilk defa verilmeye başlanmıştır. Bu dersleri önceleri mektebin kurucularından Avusturyalı Muallim-i Evvel (Mektep Müdürü) Dr. C. A. Bernard vermeye başlamıştır.
1840 yılında, Padişah fermanı ile kabul edilen ve Türkiye'de ilk yazılı Ceza Kanunu sayılan Ceza Kanunname-i Hümayunu'nda cinayet, kaza ve intihar olaylarında tıp bilgisine ihtiyaç gösteren hükümler bulunmaktadır.
1841 yılında, bir Ferman-ı Ali ile Türkiye'de ilk defa cesetler üzerinde bazı koşullarla otopsi yapılmasına müsaade edilmiş ve ilk otopsi 1841 yılında Nemçe (Avusturya) Hastanesinde Muallim (Profesör) Dr. Bernard nezaretinde yapılmış ve öğrencilere gösterilmiştir. Bununla birlikte bu tarihten önce de hastanelerde ölen kimselerin cesetleri üzerinde hekimler tarafından gerekli görüldüğünde kısmi otopsi yapıldığına dair belgeler de vardır.
Ceza Hukukundaki ilerlemeler sonunda ceza davalarına cinayet, kaza, intihar, ahlaka karşı yapılan saldırı gibi olaylarda hekimler bilirkişi olarak gönderilmiştir. Bu tarihlerde her vak'ada olmamakla beraber otopsiler dahi yapılmıştır.
1857 yılında Sultan Abdülmecid tarafından bir ferman ile; içinde öğretim ve eğitim işleri, askeri ve sivil sağlık işleri ile tıbb-ı adli işleri adında üç encümeni (komisyon) bulunan "Meclis-i Umur-u Tıbbiyye-i Mülkiye ve Sıhhiyye-i Umumiyye Teşkilatı" kurulmuştur. Tıbb-ı Adli Encümeni hekimler tarafından verilen raporların bilime uygun olup olmadığını kontrol etmekle görevlendirilmiştir. İşte bugünkü Adli Tıp Meclisinin temeli böylece atılmıştır.
1879 tarihinde kabul edilen Usulü Muhakemat-ı Cezaiyye Kanun-u Muvakkati isimli kanunda, hekimlerin adli olaylarda ehl-i hibre (bilirkişi) olarak görevlendirileceği belirtilmiş ve ölüm olaylarında cesedin dış muayenesine göre bir teşhis konulmazsa ya da kurşun veya zehir aranması icab ediyorsa otopsi yapılması gerekli görülmüştür.
1879 tarihinde, İstanbul'da Zabıta Nezaretine (Polis Müdürlüğüne) bağlı olmak üzere bir Zabıta Tababeti Adliye Şubesi kurulmuştur.Bu şubeye tayin edilen hekimler şimdiki adli hekimlerin yaptığı işlere bakmışlar, diğer şehirlerde ise evvelce olduğu gibi Adli Tıp işlerinde hükümet hekimleri ve gerektiğinde askeri ve serbest hekimler görev yapmışlardır.
1908 yılında, Umur-u Tıbbiyye-i Mülkiye ve Sıhhiyye-i Umumiyye teşkilatı içinde bir Morg ve Kimyahane idaresi kurulmuştur. O tarihlerde müstakil bir morg binası olmadığından adli otopsiler Askeri Tıbbiyye Teşrihhanesinde (Patolojik Anatomi Enstitüsünde) yapılmıştır.
Önceleri Türkiye'de adli tıp işleri tıp mektepleri içinde iken, 16 Şubat 1912 tarihli ve 84 sayılı kanunla Cemiyet-i Tıbbiyye-i Mülkiye idaresi kaldırılarak yerine Dahiliye Nezaretine (İçişleri Bakanlığına) bağlı bir Sıhhiyye Müdüriyet-i Umumiyyesi (Sağlık Genel Müdürlüğü) kurulmuştur. Bu teşkilata Tababet-i Adliye Müessesesi ve Encümeni ismi ile bir kuruluş bağlanmıştır. Sıhhiyye Müdüriyet-i Umumiyyesi içinde ayrıca bir de Meclis-i Ali-i Sıhhi (Yüksek Sağlık Şurası) kurulmuştur.
Daha önce, akıl hastası olduğundan şüphe edilen suçlular Üsküdar Toptaşı Bimarhanesinde müşahede altına alınmakta iken Şişlide Fransız La Paix Akıl Hastanesi açıldıktan sonra, bu hastane içinde bir müşahedehane kurularak gözlem işlerine 1919 yılına kadar burada devam edilmiştir.
2 Şubat 1915 tarihli 326 sayılı bir Kanunla, Sağlık İşlerine bakmak üzere Sıhhiyye Nezareti (Sağlık Bakanlığı) kurularak Sıhhiyye Müdüriyeti Umumiyesi ile birlikte Tıbb-ı Adli Müessesesi ve Encümen de Sıhhiyye Nezaretine bağlanmıştır.
1917 tarihli 225 Sayılı Kanunla, Tıbb-ı Adli Müessesesi ve Meclisi, Adliye Nezareti (Adalet Bakanlığı) Teşkilatı içine alınarak Müessese içinde mevcut olan morg şubesinden başka ayrıca, müşahedehane ve kimyahane şubeleri de açılmıştır. Kimyahane evvelce belediye kimyahanesine bağlı olarak Taharriyat-ı Sümum (Toksikoloji) ismi ile görev yapmakta idi. Tıbb-ı Adli Müessesesi ve Meclisi, Adliye Nezaretine bağlandıktan sonra Sultanahmet'te iki katlı bir binaya yerleştirilmiştir. Oluşturulan bu üç ana şubeye, müdürlerden başka, mütehassıs hekim ve kimyagerler ile asistanlık kadroları da verilerek şubeler geliştirilmiş ve böylece adli tabip yetiştirmek üzere asistanlar alınmıştır.
Ankara'da Büyük Millet Meclisi Hükümeti tarafından çıkarılan 1920 tarihli ve 38 sayılı Tababet-i Adliye Kanunu adli tabiplerin görevlerini, yetkilerini düzenlemiş, sivil ve askeri hastanelerde adli olayların incelemesine imkan vermiş, resmi hekim bulunmayan yerlerde serbest hekimlerin de bilirkişi olarak tayin edilebilmesine olanak sağlamıştır
Kuvayi Milliye Teşkilatı Ankara'da yerleşince burada bir Adli Tıp İdaresi kurulmuştur. Ankara'da Adli Tıp idaresi önce Vilayet Konağının bir odasında faaliyete başlamış, daha sonra Adliye Sarayı civarında yeni yapılan bir binaya taşınmıştır. Adli otopsiler ile suçluların müşahedesi Ankara Guraba Hastanesinde (şimdiki Numune Hastanesi) yürütülmüştür. Daha sonra 1942 yılında, Ankara Tıbb-ı Adli İdaresi lağvedilmiştir.
1923'te Türkiye'de Cumhuriyetin ilanından sonra sosyal, ekonomi ve hukuk alanlarında reform hazırlıklarına başlanmış, dini hukuk sistemi tamamen terk edilerek laik kurallara uygun yasalar kabul edilmiştir.
1926 tarihli 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, İtalyan Ceza Kanunundan; 1926 tarihli 753 sayılı Türk Kanuni Medenisi, İsviçre Medeni Kanunundan; 1929 tarihli 1412 sayılı Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunu, Alman Kanunlarından alınmıştır. 1926 tarihli, 813 sayılı Tıbb-ı Adli Müessesesi Kanunu da yeni hukuk sisteminde ihtiyaçları karşılamak üzere hazırlanmıştır. Bu kanunla kurulan Tıbb-ı Adli Müessesesi Genel Müdürlük haline getirilmiştir.
Adli Müessesesi Kanunu ihtiyacı karşılamadığı için, 1953 tarihinde 6119 sayılı Adli Tıp Müessesi Kanunu yürürlüğe girmiştir. Yeni kanunda teşkilat Reislik halinde getirilerek Morg, Müşahadehane, Kimyevi Tahliller Şubelerinden başka, bir de Fizik Tetkikler Şubesi kurulmuştur.
1967 yılında, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi ikiye ayrılıp Cerrahpaşa Tıp Fakültesi oluştuktan sonra, Fakültenin Adli Tıp hocalarının Cerrahpaşa Tıp Fakültesi bölümüne geçmeleri üzerine, İstanbul Tıp Fakültesinin Adli Tıp Dersleri Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyeleri tarafından verilmiştir.
Tıbb-ı Adli Müessesesi Sultanahmet Soğukçeşme Rüştiyesindeki binasının küçük gelmesi nedeni ile yeni bir bina yapımı için teşebbüste bulunulmuştur. Rektörlüğün onayı, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Profesörler Kurulunun kabulü ve Adalet Bakanlığının olumlu görüşleri ile, Cerrahpaşa yerleşme ve gelişme sahası içersinde Adli Tıp Müessesesi için bir bina yapılmasına karar verilmiştir.
1953 tarihli 6119 sayılı Adli Tıp Müessesi Kanunu yetersiz görülerek, 14 Nisan 1982 tarihli 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu kabul edilmiş ve Müessesenin adı Adli Tıp Kurumu olarak değiştirilmiştir. Adli Tıp Meclisi 5 adet ihtisas kurulu haline getirilerek, bu kurullara her tıp branşından uzmanlar atanmıştır. Bununla birlikte Kurum bünyesinde Genel Kurul oluşturulmuştur. Ayrıca Morg, Kimya, Gözlem ve Fizik Şubeleri İhtisas Dairelerine dönüştürülmüş ve Trafik ile Biyoloji İhtisas Daireleri de kurulmuştur.
İstanbul Merkez Teşkilatı dışında bulunan daireler Adli Tıp Kurumu Grup Başkanlığı ismi altında toplanmış ve adli tabiplikler Adli Tıp Şube Müdürlüğü haline getirilerek Adli Tıp Kurumu Başkanlığına bağlanmıştır.
Adli Tıp Kurumu Başkanlık binası Cerrahpaşa Tıp Fakültesindeki yerinin yetersiz olması sebebiyle, 2006 yılında daha modern ve günümüz şartlarına uygun Yenibosna Bahçelievler'deki yeni hizmet binasına taşınmıştır. Halen faaliyetlerini bu binada sürdürmektedir.
KAYNAKÇA :
Prof. Dr. GÖK Şemsi, Prof. Dr. ÖZEN Cahit, Adli Tıbbın Tarihçesi ve Teşkilatlanması, İstanbul, 1982
Prof. Dr. AYKAÇ Mehmet, Adli Tıp Ders Kitabı, İstanbul 1987
Prof. Dr. SOYSAL Zeki, Prof. Dr. ÇAKALIR Canser, Adli Tıp, Cilt I, İstanbul 1999